








Tatilden dönen gazeteci Mehmet Ali Birand, çok çarpýcý bir köþe yazýsýyla okuyucularýyla buluþtu. Son Askeri Þura ve ardýndan Genelkurmay´daki devir teslim töreninin perde arkasýný kaleme alan Birand, bir siyasi partinin ilk defa iktidar olduðunu öne sürerek, ´TSK´nýn oynadýðý oyunu eRdoðan bozdu´ dedi.
Ýþte Birand´ýn ´Bir siyasi parti ilk defa iktidar oldu...´ baþlýðý altýnda kaleme aldýðý o yazýsý
Tarihçiler ileride, 2007-2010 arasýný büyük olasýlýkla “Türk siyasetinin temelinden deðiþme dönemi” diye adlandýracaklardýr. 2010 Þurasý’ný ise, bu sürecin adeta “çivilendiði toplantý” olarak niteleyecekler.
Yaþananlar, Türk Silahlý Kuvvetleri’nin ülkedeki konumunu deðiþtirmeye baþladý bile.
Henüz yolun baþýndayýz. Bu gidiþ, ileride farklý yönlere kayabilir. Ancak þu kadarý dahi, toplumun kendi askerine bakýþýný farklýlaþtýrdý.
Her þeyin baþýnda ilk defa, sandýktan çýkan oylarla seçilen ve halkýn temsilcisi olarak hükümet eden bir siyasi parti “gerçek iktidar” oldu. Cumhuriyetin kuruluþundan bu yana, yaklaþýk 80 yýldýr, hiçbir hükümet böyle bir iddiada bulunamamýþtý. Ýddia etse dahi, inandýrýcý olamamýþtý.
Zira, ya askerin izni veya onayý ile hükümet olmuþ veya hükümeti asker ile paylaþmýþtý.
Türkiye hep iki güç merkezi tarafýndan yönetildi: Sivil hükümet ve asker.
Ýçeride, sivil hükümet, TSK’nýn hemen hemen hiçbir faaliyetine karýþtýrýlmazdý. Ne terfiler, ne strateji, ne de harcamalarda söz sahibi olabilirdi.
Komutanlar için, sivil hükümetler ülkenin günlük iþlerini yürüten, kredi ve para bulan bir kurumdu. Ülke ve demokratik sistem, askerin istediði parametrelerde yürütülmeliydi. Sorumluluk almadan gidiþi denetlemek, gerektiðinde darbe, muhtýra veya demeçlerle ince ayar yapmak ise, askerin iþiydi. Ýç ve dýþ büyük sorunlar önce Milli Güvenlik Kurullarý’nda tartýþýlýr, kararlaþtýrýlýr, ardýndan da sivil hükümet tarafýndan uygulanýrdý.
TSK, ülkenin ve cumhuriyetin gerçek sahibiydi. Atatürk, laik-demokratik Türkiye’yi teðmenlere býrakmýþtý. Kollayýp-korumak onlarýn göreviydi. Köþk yani cumhurbaþkaný, onlarýn kontenjanýndan seçilirdi. Özellikle, “irtica” ve “Kürtler”, komutanýn görev sahasý içindeydi. Ne yazýk ki, 80 yýldýr hiçbir sivil iktidar, bu gidiþi ters yüz etme cesaretini de gösterememiþti. Ýçerideki bu durumu gören yabancýlar da, Ankara ziyaretlerinde önce baþbakan ve dýþiþleri bakanýyla görüþürler, ardýndan da Genelkurmay baþkanlarýný ziyaret ederlerdi. Bu garipliðe de “Türkiye’nin Gerçekleri” veya “Askeri Gelenekler” adý takýlmýþtý.
Her þey Aralýk 2002’deki YAÞ ile baþladý
TSK’nýn AK Parti iktidarý ile ilk çatýþmasý Aralýk 2002’deki Yüksek Askeri Þura’da dönemin baþbakaný Abdullah Gül’ün “Ýrticai faaliyetlerinden dolayý ihraç edilmesi gerekenler” konsundaki þerhiyle baþladý, Bu, AK Parti iktidarýnýn asker ile iliþkilerinin yeni bir sürece oturacaðýnýn kesin ilk iþaretiydi. Ve sonrasý geldi.
Dengeyi, Erdoðan tek baþýna bozdu
Bu iç dengeleri veya gelenekleri, Baþbakan Tayyip Erdoðan tek baþýna bozdu. Yedi yýllýk bir mücadele sergiledi. Önce hükümet oldu, ardýndan yavaþ yavaþ iktidar olmak üzere, cesur ve kararlý adýmlar attý.
Eðer Erdoðan, bu kadar ýsrarcý olmasaydý, AK Parti genelinde, büyük olasýlýkla, sýrf hükümetlerini sürdürebilmek için, iktidarý askerle paylaþmayý tercih edebilirdi. Böyle bir durum, TSK’nýn da iþine gelebilirdi. Ancak bu oyunu Erdoðan bozdu.
Bugün, henüz tam anlamýyla yerleþmiþ olmasa, daha gidilecek çok yol bulunsa dahi, kamuoyu ilk defa, ordusunu bir “yaptýrýmcý” veya “caydýrýcý” veya “gerektiðinde müdahale eden bir güç” gibi görmüyor.
ÝLK DEFA ASKER NE DER DÝYE SORMADILAR
Ýlk defa, “Asker ne der?” veya “Askerin tepkisi ne olur?” veya “Asker acaba izin verir mi?” gibi sorular sorulmuyor. Artýk;
- Genelkurmay baþkanlarý ve kuvvet komutanlarý atamalarý, siyasi iktidarlarýn onayýndan geçecek...
- Komutanlar iç politikaya müdahale edemeyecekleri gibi, siyasi içerikli her konuþmalarýna iktidardan ters bir yanýt alma olasýlýðýný düþünecekler.
- Laik sistem ve Kürt sorunu, siyasi iktidarlarýn sorumluluk alanýna girecek.
- TSK hem operasyonlar, hem de harcamalarýnda sivil otoriteye hesap vermekle sorumlu olacak.
- Türk demokrasisinde, askerin yeri giderek azalacak. TSK yine halkýn gururu ve sevgilisi olacak, ancak sadece gerçek göreviyle, yani vatan topraklarýnýn savunmasýyla ilgilenecek.
- T.C. Devleti’ni koruyup kollamak, sivil toplumun görevi olacak.
‘Biz yýlmayýz, biz deðiþmeyiz’
Uzun yýllardan beri ilk defa, üst düzey devir teslim törenleri böylesine sessiz sakin geçmiþtir. Eskiden, kimi emekliðe ayrýlmýþ olmanýn kýzgýnlýðýyla, kimi mesajýný son defa verebilmek için, komutanlar iktidarlara verip veriþtirirlerdi. Ne irtica ile mücadelede sýnýfta kalmalarýný, ne de PKK terörüne yeterince sert tepki vermediklerini býrakýrlardý. Bu defa hepsi sustu, mesajlarý eski ve yeni Genelkurmay Baþkanlarý verdi. Baþbuð ile Koþaner‘in mesajlarý birbirini tamamlar ve TSK’da tutum devamlýlýðýnýn iþaretini verir gibiydi. Her iki komutan, temel ilkelerinde hiçbir deðiþiklik olmayacaðýnýn altýný çizdi. Ancak satýrlarý iyi incelediðimiz ve geçen seneki mesajlarla karþýlaþtýrdýðýmýz takdirde, irtica ile mücadele konusunda ses tonunun düþtüðünü, eskisi gibi üstüne üstüne gidilmediðini, hatta neredeyse ikinci öncelik derecesine indirildiðini görmemek imkansýz. Anladýðým kadarýyla Genelkurmay, iktidarý bu konuda eskisi kadar rahatsýz etmek niyetinde deðil. Buna karþýlýk, Koþaner‘in komutasýna giren TSK’nýn tüm gücüyle PKK terörü ile mücadeleyi ön plana çýkaracaðý ve iktidarý, ortaya koyduðu belirli ilkeler çerçevesinde sýký þekilde denetleyeceði anlaþýlýyor. Eðer iktidar kendi anlayýþýna göre bir çözüm aramaya kalkarsa ve bu çözüm TSK’nýn ilkellerine ters düþerse karþýsýnda askeri bulacak. Artýk “Açýlým” yok... Yerel yönetimlere hareket kabiliyeti vermek yok... Yok... Yok... Yok... Sadece bu da deðil, Koþaner, Ýran ve Ýsrail-Gazze konularýnda da iktidarla ayný pencereden bakmadýðýný ortaya koydu. Özetlemek gerekirse, her iki komutanýn ortak mesajý: “Bizi yýkamazsýnýz... Yýldýramazsýnýz... Deðiþtiremezsiniz...” idi. Komutanlar, adeta kamuoyuna dönüp “TSK’yý artýk sizler koruyup kollayýn” deme gereksinimi duydular... Bu konuþmalara bakýldýðý takdirde ilk izlenim TSK’nýn iktidara direneceði þeklinde çýkýyor. Kimse, koskoca bir ordunun bir günde deðiþmesini beklememeli. Ben bu konuþmalarý normal buldum. Baþka türlü hareket edemezlerdi. Anlaþýlan komutanlar, önümüzdeki referandum ve 2011’deki genel seçimlerin sonuçlarýný beklemeyi tercih etmiþler. Yine de içten içe deðiþiklikler yönünde adýmlar göze çarpýyor.
BAÞBUÐ’A AYIP EDÝLDÝ...
Bu arada deðinmeden geçemeyeceðim 12 yýldýr her emekli olan Genelkurmay baþkanýna verilen Devlet Þeref Madalyasý, bu defa Baþbuð‘a verilmedi. Eðer bu þekilde Baþbuð’a bir mesaj verilmek istendiyse, o zaman sormamýz gerekir; 27 Nisan Muhtýrasý’ný kendi eliyle yazan Büyükanýt Paþa’ya verilen madalyayý þimdi neden Baþbuð’dan esirgediniz?
Kabul ediyorum, her genelkurmay baþkanýna Devlet Þeref Madalyasý, otomatiðe baðlý þekilde verilmemeli. Bu madalya, bu makama geçmek için daðýtýlmamalý. Olaðanüstü bir baþarý veya üstün hizmet karþýlýðýnda taltif edilmeli.
Ancak, eðer eski uygulama deðiþtirilecek idiyse o zaman daha önceden açýklanýrdý.
Bu, daha zarif bir jest olurdu.











