








Nalýna da vurur Amerika, mýhýna da...
Bunu hakþinaslýk olarak deðil, bir süper güç olarak kendi çýkarlarý gereði yapar.
Zaman zaman ilkeler konuþur Amerika´da, zaman zaman ülkenin çýkarlarý konuþur, zaman zaman lobilerin çýkarlarý Amerikan politikasý olur.
Mýsýr´da 30 yýldýr Mübarek´in arkasýnda saf tutar, Ýsrail´e bütün cinayetlerinde destek verir...
Irak´ta, Afganistan´da siviller üzerine ateþ kusar, zaman zaman darbeleri destekler, hatta "Görevimiz Tehlike" senaryolarýndaki gibi darbeler yaptýrýr, iç savaþlarda rol alýr, terör örgütüne ikmal yapar ama bir de bakmýþsýnýz, özgürlükçü oluvermiþ, darbelere karþý çýkývermiþ...
Kimi zaman kralcýdýr, kimi zaman cumhuriyetçi ya da demokrat...
"Radikal Ýslam´"a karþýdýr ama en radikal þeriat yönetimlerine de ses çýkarmayabilir Amerika.
Amerika´da WikiLeaks belgeleri de yayýnlanýr, WikiLeaks belgeleri dolayýsýyla belgeleri yayýnlayanlara azap da çektirilir.
AK Parti hükümetleri ile Amerika iliþkileri nasýldýr?
Þu yukarýda anlatmaya çalýþtýðýmýz ölçüler içindedir.
Amerika, Tayyip Erdoðan´ý, Ahmet Davutoðlu´nu, þimdi Cumhurbaþkaný olan Abdullah Gül´ü önemser. Bu siyasetçilerin halkta önemli karþýlýðý vardýr. Amerika, bunlarýn iktidarýný önleyemeyeceðini görmüþse, bükemediðin bileði öp kabilinden uzlaþýr onlarla.
Ama ayný Amerika´da, "eksen kaymasý" tartýþmalarý da açýlýr, AK Parti´nin Türkiye´yi baþka iklimlere götürdüðü temalarý da gündemde tutulur ve hatta, askerlerle müþterek ortamlarda, "AK Parti iktidarýndan nasýl kurtulunur" sorularýný tartýþan lobilere de fýrsat verilir.
Türkiye´den Amerika´ya bakmaya gelince...
Türkiye´de birçok çevrenin gözü hep Amerika´da olmuþtur.
Darbeciler, ilk iþ olarak "NATO´ya CENTO´ya baðlýyýz" açýklamasý yaparlar.
Ýktidarlar da dikkate alýr Washington´un nabzýný, muhalefetler de, Amerika´nýn iktidarlarý dövüp dövmeyeceðini hesaba katarlar.
Baktým, uzunca bir süredir ulusalcýlýk yapan, bu çerçevede de Amerikan karþýtý gibi görünen çevreler, son büyükelçi çýkýþýndan sonra "Galiba Amerika Tayyip´i dövecek" heyecanlarýna kapýlýverdiler.
Büyükelçi, kýrýk Türkçe´siyle, "Türkiye´de olan biteni anlamýyoruz" gibi bir cümle kurunca, buradan hükümete karþý müthiþ bir muhalefet damarý ürettiler.
Bir süper güç temsilcisinin, kýrýk Türkçe´sine yansýyan sözüm ona minnacýk bir eleþtiri bile, bizim ulusalcýlýðýmýzýn nevrini döndürebiliyor.
Ne yazýlar, ne demeçler...
Bu heyecaný tanýyorum ben.
Mesela Amerikan medyasýnda,"Bu Tayyip de çok oluyor" gibi bir yazý çýksa, Türkiye´nin Ýran politikasý yerden yere vurulsa, Ortadoðu´ya ve Afrika´ya açýlým "tehlikeli" ilan edilse, Filistin için gösterilen insani hassasiyet çarmýha gerilse, bizdeki muhalefette ulusalcýlýktan eser kalmaz. Ýktidar heyecaný tepeye vurur. Abdullah Gül´ün, Tayyip Erdoðan´ýn ya da Ahmet Davutoðlu´nun Türkiye için gösterdiði tüm çabalar çöpe atýlýr ve Neo koncu malzemelerle bombardýman edilir.
Davos´taki "one minute"den sonra, içerideki kaç odakta, "Yahudi lobisi bunlarýn yanýna býrakmaz, üç vakitte Tayyip´in yüzünde tokadý görebiliriz" rüyasý görüldüðünü tahmin etmek zor deðil.
Peki ama yar olur mu Amerika, þu veya bu siyaset ekibine?
Bu, boþ bir ümittir.
Tabii ki, artýk ülkelerin iç iþi-dýþ iþi ayrýmý kalmamýþtýr. Bütün ülkeler bütün ülkeleri etkileyebilir. Artý, insan haklarý denince, her ülkenin uygulamasý, küresel sorgulamaya açýk olmak zorundadýr.
Ama Amerika Amerika´dýr, Türkiye Türkiye´dir.
Amerika´da hiçbir odak, Türkiye´nin çýkarýný, sadece "Türkiye çýkarý" olduðu için düþünmeyecektir. Ýnsan haklarý duyarlýlýðý da, sýrf insan haklarý duyarlýlýðý olmayacaktýr. Þayet böyle bir duyarlýlýk olsa Amerika, Gazze konusunda da duyarlý olurdu diye düþünmemek, aklýmýzý devre dýþýna çýkarmak olurdu.
Türkiye´de asla ve hiç kimseye karþý insan haklarý ihlali olmamalýdýr.
Ama Türkiye´de hiç kimse de, insan haklarý duyarlýlýðýný, Türkiye´ye yönelik "Amerikan terbiyesi" niteliðine büründürmemelidir. Bu açýdan baktýðýmýzda "ulusalcý" cenahýn, "Amerikan sopasý ile Tayyip´i dövme" heyecanýna sürüklenmesi tam bir kara mizah örneði gibi görünmektedir.












