








Geçen hafta bu köþedeki bir yazým büyük yanký yarattý.
Aslýnda, hepimizin bildiði bir gerçeði yüksek sesle söylemiþtim. Laik merkez medyanýn büyük bir bölümünün darbeleri doðal karþýladýðýný, demokrasiden çok Genelkurmay´a inandýðýný yazmýþtým.
Bizim kuþak böyle büyütülmüþtü.
Bizim için, askerin müdahale etmesi ve politikacýnýn bozduðu keyfimizi tekrar yerine getirmesi, sistemde ayarlama yapmasý, çok doðaldý.
Tabii ben bu yazýmda, resmin sadece bir bölümünü vermiþtim.
O kadar çok yanký buldu ki, bugün resmin eksik kalan bölümlerini de tamamlamak istiyorum. Zira genel algýlama, sanki darbeleri asker kendi keyfine veya Washington´dan aldýðý iþaretlere göre gerçekleþtiriyordu.
Hayýr, iþler o kadar basit deðil.
Askeri darbeye iten, zorlayan daima laik kesim olmuþtur.
Laik kesim ayýrýmý da þöyledir:
- Genelde CHP; sosyal demokrat politikacýlar. Ýçlerinde normal seçimle hiçbir þey olamayacaklarýný bilen, asker sayesinde kendine bir pozisyon saðlamak isteyenler.
- Orta ve büyük sermaye guruplarý.
- Emekli ve çalýþan yargý bürokrasisi.
- Üniversite öðretim üyeleri.
- Emekli ve muvazzaf askerler.
- Medya.
Hepimizin de ortak bir hedefi vardý:
"Kendi kurduðumuz bir sistemi paylaþmamak..."
Ýki düþman vardý: Ticaniler ve Kürtler...
Atatürk´ün kurduðu ve askere emanet ettiði, Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin yýllar boyunca iki düþmaný oldu.
- ÝRTÝCA, en çok konuþulan ve en fazla üstüne gidilen düþman idi. Gazetelerde hep sakallý adamlarýn resmi çýkar ve “Ýki ticani daha yakalandý”, haberleri okunurdu. Siyah çarþaflý kadýnlar, “Karafatma” diye adlandýrýlýrdý. “Mümin”- “Dindar” kiþilerle, “Dinciler” arasýnda bir fark gözetilmezdi. Bu kesim, bizlerin kurduðu sistemin en büyük düþmaný olarak görülürdü. Aramýza girmelerine tahammülümüz yoktu. Hiçbir þekilde onlarý anlamaya çalýþmadýk.
- KÜRT SORUNU ise, hiç konuþulmayan ancak çok korkulan diðer düþmandý. Kürtlerin her ayaklanmasý, “baþkaldýrý” ve “baðýmsýzlýða gidiþ” olarak nitelendirildi. Gerçek nedenleri araþtýrýlmadý. Fakirlikten , feodal yapýdan, bölgenin özellikleri veya Kürt diye bir etnik gurubun bulunabileceði düþünülmedi. Kürt sorunu dendiðinde, hemen Türkiye´nin bölünmesi akýllara geliyordu. Sürekli asimilasyon ve ret politikalarý sürdürdük.
Hiç paylaþmadýk, askerle susturacaðiýmýzý sandýk...
Cumhuriyet´in kuruluþundan itibaren, bu iki geleneksel düþmana karþý sürekli ayný sert yaklaþýmý gösterdik. Kendi sistemimizin mühendisliðini yaptýk. Bu sistemi oluþturken de, bu ülkenin sadece bize ait olmadýðýný, dindar kesim ve Kürtlerle de paylaþmamýz gerektiðini hiçbir zaman kabullenemedik. Düþünmedik dahi...Düþünenlerimizi de hapishanelere yolladýk.
Ne Cumhuriyet’in siyasi sistemini, ne de laik kesimin egemen olduðu ekonomik pastayý paylaþtýk.
"Hep bana-hep bana..." dedik.
Böyle bir baský altýnda kaldýkça, bu iki düþman da radikalleþti. Baþka bir cephe oluþturdular ve siyasi- ekonomik pastayý paylaþmak ister oldular.
Ýþte o zaman da, hemen askere baþvurduk.
Demokrasi adýna, darbelerle ince ayar yaptýrdýk.
Askeri, laik kesim kýþkýrttý. Onlar da zaten manen hazýrdýlar. Verilen görevi yerine getirip 3 defa yönetime el koydular. 1950-1990 arasýndaki uluslararasý konjonktür de, bu tip darbelere öylesine müsaitti ki, asker, her zor duruma düþtüðünde, ülkeyi kurtaran kahraman olarak alkýþlandý.
Birgün, Türkiye´nin ve dünyanýn deðiþebileceðini ve sürekli köþeye sýkýþtýrdýðýmýz bu insanlarýn güçleneceklerini ve bizleri azýnlýkta býrakabileceklerini düþünemedik.
Bugünlere gelmemizin baþlýca nedeni, þimdiye kadar hazýrladýðýmýz anayasalarý hep, tek taraflý düþünmemiz ve kendimize göre ayarlamamýzdýr. Bizlerin hazýrladýðý tüm anayasalarý alýp bakýn, sürekli dindarlardan ve Kürtlerden korku ve onlara karþý savunma mekanizmalarýyla doludur.
Ýþte bundan sonra, altýn bir fýrsat doðuyor.
Seçimlerden sonraki anayasa hazýrlýðý eski hastalýklarýmýzý acaba giderecek, herkesin duygularýný ve beklentilerini karþýlayacak bir anayasa mý hazýrlanacak, yoksa tam tersine, bu defa bugüne kadar ötelediklerimiz mi bizleri ayný duruma sokacak?












