








Zaman Gazetesi yazarý Mustafa Armaðan Lozan Konferansý ve Ýsmet Ýnönü ile ilgili iddialý satýrlar yazdý. Gösterildiði gibi Ýnönü´nün Lozan kahramaný olmadýðýný ileri süren Armaðan, konferansýn tek kaybedeninin Ýnönü ve Türkiye olduðunu iddia etti.
Ýþte Zaman yazarý´nýn ´Lozan´ýn gerçek kahramaný kimdi?´ baþlýklý bugünkü o yazýsý:
CHP, Baþbakan´ýn Lozan´ý anarken Ýnönü´den söz etmemesine karþý sert bir bildiri yayýnlamýþ.
CHP´ye göre Ýnönü´yü anmamak kendi tarihine ihanet etmekmiþ. Asýl beni bu yazýyý yazmaya sevk eden, Ýnönü´nün adýnýn anýlmamasýný vatana ihanetle eþ tutmalarý oldu.
Lozan´da gerçekte kimin kazandýðý, aradan geçen 88 yýla raðmen aydýnlatýlabilmiþ deðil. Sebebi basit: Ýçeride kesif bir propaganda bulutu kol geziyor: Bir yanda "Lozan zaferi"nin mimarý Ýsmet Paþa, alabileceðinin hepsini aldý, Lozan Sarayý´nýn camlarýný gür sesiyle titretti, yedi düveli dize getirdi cinsinden yaðcýlýklar. Dýþarýda yazýlanlara karþý da ya taþtan bir duvar ya da ´Zaten emperyalistler baþka ne yazacaktý ki´ sýzlanmalarý. Belge deseniz, görüþmelerin en kritik olanlarý kapalý kapýlar ardýnda cereyan etmiþ, dolayýsýyla mahrem bilgiler hemen hemen yok gibi (Rýza Nur´unkiler hariç). Affedersiniz ama Lozan eðer onur duyulacak bir "zafer" idiyse her anýnýn þerefle belgelenmesi gerekmez miydi?
Öyle de, elde Ýsmet Paþa´nýn muðlak Türkçesiyle gevelediklerinden öte bir þey yok. Mecliste yapýlan 14 muhalif konuþmada bazý ipuçlarý seziliyor ama onlarýn da danýþýklý dövüþ kabilinden -yani dostlar müzakerede görsünler hesabý- çýkýþlar olduðunu bir parça iz´aný olan hemen anlar.
O zaman hakikat nasýl ortaya çýkacak?
Ýþin tuhafý, eðer bir zafer varsa, mantýken bir kaybeden de olmalýdýr. Peki Lozan´da kim kaybetmiþtir?
Ýngiltere mi? Lord Curzon´un Londra´da Ýngiltere´nin kaybettiði itibarý geri getiren adam olarak karþýlandýðýný biliyoruz. Yunanistan mý? Venizelos´un tek kuruþ tazminat ödemeden, üstelik adalarý ve Batý Trakya´yý nasýl ustalýkla sýnýrlarý içinde tutabildiðini, savaþý kaybeden Yunanistan´ý en az zararla kurtardýðýný biliyoruz. Fransa mý? Belki Fransa kapitülasyonlar açýsýndan kayýplarý oynamýþ denilebilir ama o da geçici güney sýnýrlarýný kalýcý hale getirip Sancak (Ýskenderun-Antakya) bölgesini elde tutabilmiþti.
Soruyu tekrarlýyorum: Lozan´da kim kaybetmiþtir? Fedakârlýðý kim yapmýþtýr? Geri adýmý kim atmýþtýr?
Ýngiltere, Fransa, Ýtalya ve Yunanistan kaybetmediðine göre bir kaybeden olmalýdýr ve acýdýr ama bu, Türk tarafýdýr. Bunu ben söylemiyorum. Tutanaklara göre Ýsmet Paþa þöyle söylüyor:
"Baþka milletleri memnun etmek için savunma araçlarýndan vazgeçen Türkiye´yi tarihin nasýl yargýlayacaðýný bilmiyorum. Askerden tecrit adý altýnda kabul ettiðimiz fedakârlýklarýn, hakiki dokunulmazlýðýmýzý aðýr surette baltaladýðýný görüyorum. Ümit ederim ki bu beyanat, Türk heyetinin yeni bir fedakârlýðý olarak kabul edilecektir. Ýtilaf devletleri ne istiyor? (...) Ýþte biz onlarý tamamen kabul ediyoruz." (8 Aralýk 1922)
Gördüðünüz gibi ayný konuþma içinde feragat, fedakârlýk ve kabul kelimeleri bir araya gelmiþtir ve Lozan´ýn bizim için "ilkeleri" bunlardýr. Feragat da, fedakârlýk da, kabul de bizden gelmiþtir. Okuyalým mý biraz daha Paþa´nýn sözlerini:
"Eðer dünyada tek kimse çýkýp da bana ´Daha yapýlacak fedakârlýklar vardý, þu kararý almalýydýnýz´ diyebilirse onlarý yapmaya razý olurum.
Toprak meselelerinde kendi zararýmýza ve müttefiklerin lehine kararlar aldýk. Azýnlýklar meselesini müttefiklerin dilediði gibi hallettik. Boðazlarýn serbestliðini kabul ettik. Düyun-u Umumiye yönetiminin faaliyetinin devamýna razý olduk. Bütün fedakârlýklarý yaptým, her þeyi kabul ettim, fakat memleketin iktisadi esaretini reddettim." (4 Þubat 1923) (Bu sözler, Ýnönü tarafýndan zamanýn parasýyla tam 5 bin liraya yazdýrýlan Ali Naci Karacan´ýn "Lozan Konferansý ve Ýsmet Paþa" (1943, s. 151-2, 211-2) adlý kitabýndan alýndý.)
Demek ki, resmi metinleri de farklý bir gözle okumak mümkündür ve içlerinde sonraki müthiþ propaganda rüzgârýyla gelen toz bulutunun üzerini örttüðü çok ilginç ayrýntýlar gizlemektedir.
Bu açýklamalarý doðrulayan ve Lozan´ýn gerçek kahraman ve galibinin Lord Curzon olduðunu ortaya koyan yabancý çalýþmalarýn neden dikkate alýnmadýðýný merak etmiþimdir. Mesela Harold Nicholson´un harikulade biyografisi "Curzon: The Last Phase"in Lozan´ý da ele alan 3. cildinin bugüne kadar neden Türkçeye tercüme edilmediðini merak ederim. Kitabýn basým tarihi, 1934. Neredeyse 80 yýldýr Türkiye´deki okurun aklý karýþmasýn diye kitap gözlerden saklanmýþ. Onu nadir olarak ele alan çalýþmalardan biri, Prof. Ömer Kürkçüoðlu´nun "Türk-Ýngiliz Ýliþkileri"dir (Ank. 1978).
Nicholson Lozan´da olup bitenleri bize Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Curzon açýsýndan göstermekte, böylece alternatif bir Lozan portresi de çizmektedir. Buna göre Curzon konferansý baþtan sona bir orkestra þefi gibi yönetmiþ, gerektiðinde masalarý yumruklamýþ, gerektiðinde o soðuk Ýngiliz esprilerini patlatmýþ, zekâ dolu çýkýþlarla Ýsmet Paþa´yý sersemletip bunaltmýþ, alacaklarýný aldýktan sonra 4 Þubat günü 9.45´te bizi Fransýzlarla baþ baþa býrakýp Orient Express treniyle Londra´ya dönmüþ ve konferansýn son bölümüne katýlma gereðini dahi duymamýþtýr.
Curzon, Lozan´da Musul meselesini erteletmiþ, azýnlýklar, Boðazlar, silahsýzlandýrýlmýþ bölgeler, Trakya sýnýrý, adalar, Yunan tazminatý gibi sorunlarý istediði tarzda halletmiþ, Türkiye ile Sovyetler Birliði arasýna fit sokmayý baþarmýþ, mali, adli ve iktisadi kapitülasyonlarla ilgili meseleler ise daha çok Fransýzlarý ilgilendirdiði için onlarýn hallini ertelemiþti. Bu sonuç hem Ýngiltere kamuoyunu tatmin edecek hem de üzerinde anlaþýlamayan meselelerin Fransýzlar ve Ýtalyanlarý ilgilendirdiði söylenecekti. Halk bunlarýn ayrýntýsýna vâkýf olmayacaðý için çok da önemli deðildi. Nicholson þöyle diyor:
Sonuçta Ýngiltere Lozan´da verdiði diplomatik savaþý kazanmýþtý: Curzon, Doðu´da Ýngiliz prestijini ihya etmiþti. Geriye, bu prestiji Batý´da ihya etmek kalmýþtý. Müttefiklerinden kopmuþ görünmemek için Fransa ve Ýtalya´yý, onlarýn tatmin olmayacaðý hiçbir antlaþmaya imza atmayacaðý konusunda temin etti. Þimdi Ýsmet´ten de, Mustafa Kemal´den de daha zorlu bir rakip bekliyordu kendisini: Fransa Baþbakaný Poincare. 1924 Ocaðý itibariyle Poincare de teslim olacaktý Curzon´a.
Nicholson bir de sürpriz yaparak Curzon´un sekreterlerinden birinin özel günlüðünden geniþ bir alýntý yapýyor. Alýntýda Curzon´un bir yandan müttefikleriyle, öbür yandan Venizelos ve Ýsmet Paþa´yla nasýl piyon gibi oynadýðý bizzat içeriden bir tanýðýn dilinden aktarýlýyor. Bu kýsmý paylaþacaðým sizinle ama daha önemlisi, o günlüðün nerede olduðunu tespit etmiþ olmam. Bundan sonrasý, bulup yayýnlamak olacaktýr.
Müjde! Veya Eyvah! Baktýðýnýz yere göre deðiþir.












