enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
714,43
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Sağanak Yağışlı
20°C
Bursa
20°C
Sağanak Yağışlı
Pazar Sağanak Yağışlı
20°C
Pazartesi Kuvvetli Sağanak
22°C
Salı Yağışlı
14°C
Çarşamba Hafif Yağmur
7°C

Covid-19 salgınının ekonomiye etkisi

Covid-19 salgınının ekonomiye etkisi
04.10.2021
0
A+
A-

İSÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy salgının ekonomiye etkisini değerlendirdi:

Durum yüzyıl öncesine göre daha vahim

 Küresel salgın tüm hayatı olduğu gibi ekonomiyi de derinden etkiledi. Bu durum özellikle 1920’ler ile günümüzün ekonomik koşullarının karşılaştırılmasına neden oldu. İstinye Üniversitesi (İSÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy bu karşılaştırmalar yapılırken sosyal olayların da eklenerek sosyoekonomik bir analiz yapılmasının daha yerinde olacağını belirterek, “Durum yüzyıl öncesine göre daha vahim” diyor.

Küresel salgının sağlığa, eğitime, sosyal hayata olduğu kadar hiç kuşkusuz ekonomiye de büyük etkisi oldu. Tarihte yaşanan ekonomik buhranlarla kıyaslamalar başladı. Özellikle 1920’ler ile günümüz ekonomik koşullarının karşılaştırılması yapıldı. İstinye Üniversitesi (İSÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Çiğdem Gürsoy, bu karşılaştırmalar yapılırken sosyal olayların da eklenerek sosyoekonomik bir analiz yapılmasının daha yerinde olacağını belirtiyor. Durumun yüzyıl öncesine göre daha vahim olduğunu ifade eden Gürsoy, “Pandemi ile doğa bizi ekonomik paradigma değişimine, bir üretim ‘mutasyonuna’ zorluyor. Diğer bir ifadeyle 100 yıl önce doğayı hakimiyeti altına alan [aldığını sanan] insanın yerine günümüzde insanı hakimiyeti altına girmeye zorlayan bir doğa ile karşı karşıyayız.” diyor.

Batı Avrupa küresel ekonomi üzerindeki hâkimiyetini kaybetti

“Son günlerde sıklıkla 1920’ler ile günümüzün ekonomik koşullarının karşılaştırılması yapılıyor” diyen İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürsoy, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Buna sosyal olayların da eklenerek sosyoekonomik bir analiz yapılması daha yerinde olur. Batı Avrupa ülkeleri yüksek okuryazarlık oranına sahip, nüfusunu kontrol altına alabilmiş, 1-4 yaş arası bebek ölümleri azalmış, doğumda beklenen yaşam süresini uzatmıştı. Batı Avrupa I. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel ekonomi üzerindeki hâkimiyetini kaybetti. Bir yandan bu dönemde ekonomik liderliğin kaybedilmesi ile ortaya çıkan iki güç unsuru ABD ve SSCB diğer yandan İmparatorlukların yıkılmasıyla yeni ülkeler tarih sahnesinde yerini alırken bir de İspanyol gribi ortaya çıktı. 20-40 yaş arası erkekleri etkilediği söylenen İspanyol gribinde Avrupa’nın nüfusu yaklaşık 30 milyon azaldı. Savaşta kaybedilen nüfusa pandemi kaybı da eklendiğinde erkek nüfusu ciddi şekilde azaltmıştı. Emek arzının azalması ve sendikaların etkisi ile işçi ücretleri arttırıldı. Erkek nüfusunun azalması ve ücretlerin artması kadın istihdamını beraberinde getirdi.”

Serbest piyasa ekonomisi tıkanma noktasına geldi

Altın yıllar ya da Kükreyen 20’ler adı ile anılan bu yıllarda Avrupa’da yaşanan sıkıntının Amerika’nın yükselişini tetiklediğini belirten Gürsoy, şunları söylüyor:

“İkinci Sanayi Devrimi olarak da adlandırılan yıllarda sanayiciler devamlı yeni yatırımlar yapıyorlardı. Bu hesapsızlık ileride büyük buhrana yol açacak sorunlardan biri olan aşırı üretimin de başlangıcıydı. Elde edilen tasarruflar ise I. Dünya Savaşı’nın yaralarını sarmak için Avrupa’ya kredi olarak veriliyordu. Krediler ilk etapta refah sağlayıcı gibi görünse de kısa vadeli geri ödemeler sıkıntı yaratacak ve büyük buhranın bir başka tetikleyicisi olacaktı. I. Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkan ülkelerin savaş tazminatlarını ödemek ve üretimlerini canlandırmak için aşırı borçlanması devletçilik uygulamalarına geçişe zemin hazırladı. Her ne kadar devletçilik 1929’dan sonra daha katı olarak uygulansa da 1920’lerde Avrupa ülkeleri ekonomik anlamda kendi kendilerine yeterli olmanın gereğini fark etmeye başlamışlardı. A. Smith’in serbest piyasa ekonomisi tıkanma noktasına gelmişti. Yükselen değer devletçilikti.”

Doğrusal ekonomi modelinin yerini döngüsel ekonomi modeli alacak

Durumun yüzyıl öncesine göre daha vahim olduğunu belirten Gürsoy, günümüzdeki Covid-19 salgınına da değinerek şu yorumda bulunuyor:

“Günümüzde ise daha Covid-19 öncesinde gelişmiş ülkelerin büyüme hızları düşerken borçları GSMH’larına oranla tehlikeli seviyede arttı. Dahası nüfus 1920’lere oranla çok yüksek ve yaşam süresi 20-25 yıl kadar daha uzun. Bu da beraberinde emeklilik yaşı meselesi ve transfer ödemelerine ve sağlık sistemine büyük yük getiriyor. Ayrıca pandemi sürecinde küresel değer zincirinin kırılması üretimi zayıflatarak büyüme hızlarını daha da düşürdü. Ara mallara ulaşımı kısıtlanan üreticilerin domino etkisi ile kendisi ile ilişkili diğer sektörleri de etkiledi. Durum yüzyıl öncesine göre daha vahim. Öyle ki küresel ölçekte yaşanan ekonomik çöküşte mağdur ülkelere borç verecek ülke sıkıntısı yaşanıyor. Bu kapsamda bugün ülkelerin devletçilik ağırlıklı uygulamalara geçerek ithalatı sınırlayıp, gümrük duvarları oluşturup, ithal ikamesine yönelmelerinin mümkün olup olmadığı tartışılıyor. Dahası GSMH içinde kamu yatırımlarının paylarını artırıp KİT’lere yeniden ağırlık verilmesi söz konusu. Aynı devletçilik uygulaması çerçevesinde finansal piyasalara müdahale gereği de dillendirilmeye başlandı. Tıpkı 1920lerde başlayan devletçiliğe geri dönüş gibi… Tüm bunların yanı sıra yüzyılın başında doğaya hükmetme ve toplumun ihtiyacına göre doğayı kullanma sürecinin başlatılması günümüzde tüm haşmetiyle çözülmesi gereken iklim krizini ortaya çıkardı. Gelinen son noktada üretim ve tüketimde kullanılan doğrusal ekonominin yerini ileride daha sık konuşmaya başlayacağımız döngüsel ekonomi tartışmaları aldı. Döngüsel ekonomi modeline uyum sağlamayı amaçlayan sektörlerde üretimde optimum verime ulaşırken çevreye en az zarar verecek şekilde planlama çalışmaları hızla devam ediyor. Pandemi ile doğa bizi ekonomik paradigma değişimine, bir üretim ’mutasyonuna’ diğer bir deyişle 100 yıl öncesinin aksine toplumu kendine uydurmaya zorluyor.”

ETİKETLER: ,